|
En fazla güvenilen kurum ordu mu? |
| Yazdır |
|
Gönder
|
|
Gündem
|
|
Reha Muhtar
|
|
Perşembe, 04 Eylül 2008 |
 | 28 yıldır gazetecilik yapıyorum... Önceleri gazetecilik adına kıskanırdım... Ne zaman Türkiye’de insanların ne düşündüğünü ortaya koyan bir kamuoyu yoklaması yapılsa en fazla güvenilen kurumların başında açık ara hep “Türk Silahlı Kuvvetleri” olurdu...
Halk, ordusuna güvenir, ona inanırdı...
Darbe dönemlerinde işaret ettiği partiye oy atmaz kendi bildiğini okurdu o ayrı, ama ordusuna güveni sonsuzdu...
*** Uzun zamandır böyle bir araştırma görmüyorum...
Ama eminim ki, halkın orduya olan güveni, eskisiyle karşılaştırılamayacak oranda aşağıya çekildi...
Bunun somut nedenleri var:
1) Silahlı Kuvvetler’i, “darbeci bir suç örgütü” gibi gösterme çabası, medyanın yüzde 50’lik bir bölümü tarafından Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir kampanyayla, yürütülmekte...
2) Türk Ordu’sunu İspanya’daki iç savaşın faşist tarafı İspanyol generallerle benzetme mi ararsın, “darbeler ve darbeci suç örgütleriyle yakın ilişkiler” de Silahlı Kuvvetler’in adını sürekli geçirerek, ağır bir “itibarsızlaştırma” kampanyası mı istersin, hepsi son bir yılda bütün aktörleriyle sahneye kondu oynanıyor...
*** 3) Elbette çağdaş demokrasiler, ordusuyla da hesaplaşabilen demokrasilerdir ve demokrasilerde kimsenin suç işleme imtiyazı yoktur...
Buna ordu da dahildir ve demokrasilerde ordu tabu değildir...
Ancak Türkiye’de son bir yılda yürütülen ordu aleyhtarı kampanya, Silahlı Kuvvetleri, “iç savaş müsebbibi İspanyol generallerle, Yunan Albaylar Cunta’sıyla aynı yere konuşlandırmaya” yönelmiştir...
4) Konu bir generalin ya da generallerin yolsuzluğa, hukuksuzluğa bulaşması haberlerinin yapılmasından ibaret değildir...
Türk Ordusu’nun mensupları neredeyse “faili meçhul siyasi cinayetlerden, terörist saldırılardan, ülkede vuku bulan her türlü beladan” sorumlu tutulur hale gelmiştir...
5) Bunlar gerçekse durum vahimdir...
Bunlar gerçek değilse durum daha da vahimdir...
“İtibarsızlaştırma” ya da “suçlama” kampanyası ürkütücü boyutlardadır...
*** 6) Suç varsa ceza da olacaktır...
Dostoyevski Suç ve Ceza romanında Raskolnikov isimli iyi niyetli bir üniversite öğrencisinden bahseder...
Maddi imkânsızlıklar sonucu eğitimini bırakmak zorunda kalan, kirasını bile ödeyemediği pis ve köhne odada yaşayan Raskolnikov, “kötü” olan, insanların zor durumda kalmalarından yararlanan faizci yaşlı kadını öldürüp paralarını alarak okumayı ve topluma yararlı bir birey olmayı tasarlar...
Vicdan muhasebesinde “Kötü kadının parasıyla, topluma yararlı bir gencin yetişmesi” Raskolnikov’a daha doğru gelir ve kadını öldürür...
Dostoyevski romanında, suç ve ceza kavramlarını Raskolnikov’un iç hesaplaşması üzerinden sorgulatır... Bu sorgulamanın sonu, “İyi bir amaca hizmet edeceği söylense de suç işlemenin doğru olmadığı gerçeğidir...”
*** 7) Dostoyevski’nin romanından hareket edersek, ortada generallerin işlediği suç varsa cezası çekilmelidir...
Eğer suç yoksa “bu kez onları fütursuzca suçlayıp itibarsızlaştıranlar” suç işlemiş olacaklardır...
O zaman, ikinci suçu işleyenler de ceza çekmelidir...
Her halükârda kim suçluysa ortaya çıkartılmalı, cezasını çekmelidir...
8) Yeni komutan İlker Başbuğ, eski silah arkadaşlarına insanî ve kurumsal bir destek göstererek, bu itibarsızlaştırma politikasına karşı çıkacağını göstermiştir...
Birilerinden birinin itibarsızlaşması ve suçlarının cezasını çekmesi gerekir...
Bunlar generaller de olabilir, orduyu yıpratacağım diye generalleri asılsız iddialarla itibarsızlaştırmaya çalışanlar da...
Dostoyevski öyle söylüyor... |
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. |